Haber Detayı
10 Aralık 2019 - Salı 08:48
 
Mezhepler ve Tarîkatlar Üzerine: III
GÜNDEM Haberi
Mezhepler ve Tarîkatlar Üzerine: III

Edille-i Şeriyye ve Türk Müslümanlığı

 

Bayılıyorum, bizim bu camilerde görevli din adamlarına…

 

Mezhepler ve tarikatlar üzerine yazarken, yine yeni konular vermekten geri kalmıyorlar.

 

Yine bir Cuma Namazı… Yine vaaz…

 

Vaiz Efendi, kürsüden, önünü arkasını düşünmeden sallıyor.

 

Konu: Çocukların eğitimi-yetiştirilmesi…

 

Sözü evirip çevirip cemaate getiriyor ve can alıcı soruyu soruyor: “İçinizde kaç kişi İslam’ın, imanın, abdestin, namazın şartlarını biliyor? Kaç kişi guslün farzlarını anlatabilir? Eve gittiğinizde çoluk-çocuğunuz ‘edille-i şeriye nedir?’dese kaç kişi cevap verebilir? Kaç kişi edille-i şeriyyenin dört dayanağını anlatabilir?”

 

Bu sözler, tüm cami cemaati olarak yandığımızın resmidir.

 

Niye mi?

 

Tüm İslam Alemi’nde, iman ve ameli uygulamalarda alışkanlıklar önemli yer tutar. O şekiller inancın ve amelin parçası olmuştur. Günde beş vakit aldığı abdestin ve namazın şartlarını bilmeyen (unutan), -ama şartlara uygun olarak ibadetlerini yerine getiren sayısız insan vardır. Hatta yıllar önce bir grup sohbetimiz esnasında sorduğumuzda, “abdestin şartlarını” sayamayan ilahiyatçılar görmüştüm.

 

Bununla beraber: abdest alıp namaz kılan tüm Müslümanların şartları yerine getirdikleri de açıktır.

 

Bizim vaiz, bunları eleştiri olarak dile getiriyordu. Dolaylı olarak şartları bilmeden alınan abdestin, kılınan namazın sakata geleceğini kastediyordu…

 

Ve arkasından ekliyordu: “Gusul abdestinin şartlarını bilmiyorsunuz.”

 

Güler misin, ağlar mısın?

 

Lafın ucu, cemaate, “Cenabet geziyorsunuz. Cenabet cenabet camiye gelip namaz kılıyorsunuz” a kadar varıyordu.

 

Yazının bu kısmını burada noktalayalım.

 

Konu sakat.. Daha fazla yorum yaparsam… Sonu nereye varır kestiremiyorum.

 

Zaten bizim diyanet-ilahiyat camiasından bir kişi bile eleştirilerimiz karşısında cevap vermiyor veya “haklısın” demiyorlar.

 

….

 

Vaiz Efendi’nin konuşmasının son bölümünde bahsettiği “edille-i şeriyyenin dayanakları” lafını ilk kez duydum ve çocuklarımın bana sormamış olmasına hem şükrettim, hem hayıflandım.

 

Şükrettim, çocuklarımın karşısında mahcup olmamıştım. Üzüldüm: sorsalardı araştırır öğrenirdim.

 

Vaiz Efendi devam etti: Edille-i şeriyyenin yani İslam fıkhının dayanağı dörttür. Farz-sünnet-kıyas-icma..

 

Dedi ve bende şafak attı. Uyandım.

 

 

Vaiz Arapça terimlerin gizemine sığınıp kendi kafasına göre yorum yapıyordu. Zira bahsettiği şey, fıkhın temel dayanakları idi ve…

 

Edille, delil kelimesinin çoğuludur. Edille-i şeriyye, şer`î deliller, şer`î hükümleri çıkarma yolları anlamına gelmektedir. Şer`i (fıkhi), hüküm çıkarmada başvurulan esaslardır.

 

 

Öte yandan, edille-i şeriyye nin dayanakları, dört değil altı idi.

 

Kur’an-ı Kerim, Sünnet, Kıyas-ı fukaha, İcma-i Ümmet, örf-adet ve ictihad.. Bunlardan son ikisi milliyet düşmanları ve akılcılığın karşısındaki (selefi) akımlar tarafından reddedilmektedir.

 

Halbuki… Tirmizi, Ebu Davud, Darimi tarafından nakledilen sahih bir hadise göre:

 

Resulullah efendimiz, Muaz bin Cebeli Yemen’e vali olarak gönderirken buyurdu ki:
 

- Orada ne ile hüküm edeceksin?
 

- Allah’ın kitabı ile...
 

- Allah’ın kitabında bulamazsan?
 

- Allah’ın Resulünün sünneti ile…
 

- Resulullahın sünnetinde de bulamazsan?
 

- İctihad ederek, anladığımla hüküm veririm.
 

Resulullah efendimiz, mübarek elini Muaz’ın göğsüne koyup, (Elhamdülillah, Allahü teâlâ, Resulünün elçisini, Resulullahın rızasına uygun eyledi) buyurdu.”

 

Buna ek olarak, İbn-i Mace ve Dariri tarafından zikredilen bir başka sahih hadisi de zikredelim: Benden çok hadis nakletmekten sakının! Kim benim adıma bir şey söylerse sadece hakîkati (veya) doğruyu söylesin! Kim, söylemediğim bir şeyi bana izafe ederse Ateş’teki yerine hazırlansın!.”

 

Buharinin naklettiği hadise göre ise, Peygamber Efendimiz,  “…Her kim benim ağzımdan bilerek yalan uydurursa Cehennem’deki yerine hazırlansın!.”  demiştir.

 

,,,

 

Fıkıhda  örf ve adete, Nass’a (Kur’an-ı Kerim, sünnet ve hadis) aykırı olmamak şartı ile ictihatdan önce yer verilmiştir. Zira ictihad, tüm dayanaklar kullanıldıktan sonra verilen hükümlerdir.

 

Mecelle’de ictihad-örf-adet ilişkisine dair şu hüküm bulunmaktadır: İctihad, müctehidlerce nasslardan çıkarılan hükümlerdir. Müctehid, ictihad ehliyetine haiz büyük âlim demektir. Örf, bir şehirdeki insanların dine aykırı olmayan umumi âdetleri demektir. Edille-i şeriyye denilen dört delilden sonra dine aykırı olmayan örf ve âdetler de delil olur. Ancak, zamanın değişmesiyle örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir. Nassa dayanan hükümler zamanla değişmez. İbadetlerde nass ile bildirilmiş olmayan bir hükmü anlamak için umumi âdetler delil olur. Âdetlerin umumi olması için Eshab-ı kiram zamanından kalması, müctehidlerin kullanmış olmaları ve devamlı olmaları gerekir. Sonradan âdet olan şeyler, şer’i delil olmaz. Muamelattaki âdete ait hükümler, nassa muhalif değilse delil olur. Örf ve âdetin nassa aykırı olup olmadığını da ancak fıkıh âlimleri anlar. “

 

….

 

Ulu ceddimiz Sultan Alparslan, “Biz temiz Müslümanlarız. Bidat nedir bilmeyiz.” demiş.

 

Dayanağı Kur’an’mış.

 

Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Allah buyurmuş:

 

“Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için "Bu Allah katındandır." derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!..” Bakara 79

 

“Allah'a iftira ederek yalan uydurandan veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.” Enam 21

 

“… Böyle hiçbir bilgiye dayanmadan, insanları saptırmak için, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah, o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez." Enam 144

 

“Üstelik bir yalanı Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzuruna arz olunacaklar, şahitler de şöyle diyecekler: "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir". İyi bilin ki: Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.” Hud 18

 

“…Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?” Kehf 15

 

 “İslâm'a davet olunduğu halde Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.” Saff 7

 

“Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. "Bu, Allah katındandır." derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler.” Ali İmran 78

Kaynak: () - SAMSUN ETİK HABER Editör:
Etiketler: Mezhepler, ve, Tarîkatlar, Üzerine:, III,
Yorumlar
Haber Yazılımı