Haber Detayı
03 Ekim 2019 - Perşembe 10:16
 
Milletvekili Köktaş'a yargı tokadı
AK Parti Samsun Milletvekili Fuat Köktaş'ın Berat Gonca'nın suç duyurusu niteliğindeki köşe yazısından rahatsız olarak mahkeme kararıyla kaldırttığı köşe yazısı Gonca'nın karara itirazıyla tekrar yayına girdi.
SİYASET Haberi
Milletvekili Köktaş'a yargı tokadı

Samsun Etik Haber Genel Yayın Yönetmeni Berat Gonca, Samsun Adliye Sarayı'nda Milletvekili Fuat Köktaş ile eski belediye başkanı Erdoğan Tok konu olunca farklı kararlar verilebildiğini ve bu konudaki kamuoyunda oluşan iddiaları 23 Eylül Pazartesi günü kaleme aldığı "CUMHURBAŞKANI, ADALET BAKANI, HSK VE KENAN İPEK'E AÇIK MEKTUP" başlıklı köşe yazısından rahatsız olan Fuat Köktaş, Samsun 3. Sulh Ceza Mahkemesi'ne başvurarak köşe yazısını mahkeme kararı ile yayından kaldırtmıştı.

 

Samsun'da bu zamana kadar Fuat Köktaş'ın 14 gazetecinin 100'e yakın haber ve köşe yazısını mahkeme kararıyla kaldırttığını belirten Berat Gonca, kaldırılan köşe yazısı için hukuk mücadelesi başlatacağını belirtmiş ve mahkeme kararına itiraz etmişti. Samsun 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin vermiş olduğu yayından kaldırma kararına Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesi karara durdurma kararı verdi ve Köktaş'ın kaldırttığı köşe yazısı tekrar yayına girdi.

 

Berat Gonca'nın bu başarısı Fuat Köktaş karşısında gazetecilerin ilk zaferi olarak yorumlanıyor. Bu zamana kadar onlarca gazetecinin 100'e yakın köşe yazısı ve haberine mahkemelerce kaldırma kararı aldıran Köktaş'ın kaldırttığı ve tekrar yayına giren ilk yazı olma özelliği taşıyor. Berat Gonca konuyla ilgili, "Samsun'da Fuat Köktaş konu olunca basına adeta sansür uygulanıyordu. Bu duruma artık 'DUR' denilmeliydi. Bu nedenle başlattığımız hukuk mücadelemizi kazandık. Fuat Köktaş'ın bundan sonra her hangi bir gazeteci arkadaşımızın haber veya köşesine kaldırtma kararı aldırması durumunda itiraz dilekçemizi referans alarak itiraz etmelerini tavsiye ediyorum" dedi.

 

YAYINDAN KALDIRILAN VE TEKRAR YAYINA GİREN O KÖŞE YAZISI

 

 

 

 

SAMSUN 1. SULH CEZA MAHKEMESİ'NİN KARARI

 

 

 

İTİRAZ DİLEKÇESİ:

SAMSUN 1. SULH CEZA MAHKEMESİNE

sunulmak üzere

SAMSUN 3.SULH CEZA MAHKEMESİNE

                                                     SAMSUN

 

İtiraz Eden  : Berat Gonca, 

 

Talepte

Bulunan       : Fuat Köktaş, 

 

Vekili           : Av. Ethem Özturan-Av. Yılmaz Hocaoğlu, İlkadım/Samsun

 

Talep           : ERİŞİMİN ENGELLENMESİ

 

Talep Tarihi : 24.09.2019

 

Karar Tarihi : 25.09.2019

 

T.Konusu     : Haksız ve hukuka aykırı Samsun 3.Sulh Ceza Hakimliğinin 25.09.2019 tarihli 2019/4080 D.İş sayılı kararına İTİRAZLARIMIN KABULÜ ile, kararın KALDIRILMASINA, karar verilmesi dileğidir.

 

-İTİRAZ NEDENLERİ-

 

              Samsun Etik Haber adlı internet sitesi ve Haber Expres Gazetesinin internet sitesinde, 23.09.2019 tarihinde "CUMHURBAŞKANI, ADALET BAKANI, HSK VE KENAN İPEK'E AÇIK MEKTUP" başlıklı köşe yazım yayınlanmıştır.

              Kayda girmesini istediğim için dilekçemde paylaştığım, köşe yazım aynen şöyledir.

              "CUMHURBAŞKANI, ADALET BAKANI, HSK VE KENAN İPEK'E AÇIK MEKTUP" başlıklı köşe yazımda,

"Adalet Bakanımız Abdulhamit Gül, Türkiye'de yargıya olan güvenin yüzde 30 seviyelerinde olduğunu açıklamıştı.

Yargı bir ülkenin, namusu, bekası ve güvencesidir.

Bir ülkede yargıya olan güven zedelenirse o ülkenin temelleri sarsılır.

Çeyrek asır öncesine kadar ülkemizde TSK'dan sonra adalete olan güven geliyordu. En azından öyle bilgi veriliyordu.

Yargıya olan güvenin büyük ölçüde yara almasının nedenlerinin iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Yaşanan güven erezyonunu yalnızca FETÖ'ye bağlayıp işin kolayına kaçılamaz, kaçılmamalı...

Her Türk vatandaşı gibi ben de gazeteci olarak yargıya güvenmek istiyorum...

Gazeteci olarak Samsun Adliye Sarayı'nda yaşadığım bir dizi olayı siz devlet büyükleriyle paylaşmalıyım.

AK Parti Samsun Milletvekili Fuat Köktaş avukatları aracılığıyla yazdığımız haber ve köşe yazıları nedeniyle Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı'na gazeteci arkadaşım Sezer Sezer ve şahsım hakkında dava açılması için suç duyurusunda bulunur.

Dönemin Samsun Basın Savcısı Sedat Turan, yapmış olduğu kovuşturma sonucu Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açılmasını sağlıyor.

İlk duruşmaya katılıyoruz...

Duruşmaya Fuat Köktaş'ın avukatlarından Ethem Özturan katılıyor ve bizzat kendisi davanın basın davası olduğunu ve davanın Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'de görülmesi gerektiğini beyan ediyor. Bunun üzerine mahkeme görevsizlik kararı alarak davayı Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderiyor.

Bu arada Samsun Cezaevi'nde yatan bir mahkum saldırıya uğruyor ve saldırıyı bir çetenin gerçekleştirdiği ve bazı gardiyanlarında çete üyeleriyle birlikte hareket ettiği yönünde suç duyurusunda bulunuyor.

Biz de suç duyurusunu haber yaparak, "Samsun Cezaevi'nde çeteler mi hüküm sürüyor?" başlığıyla mahkûmun suç duyurusunu haberleştiriyoruz.

Aynı savcı, sorduğumuz soruyu suç kabul ederek, "Basının sorma, sorgulama" görevini hiçe sayarak Samsun Cezaevi Müdürü'nün şikayetiyle bize dava açıyor.

Bu dava dosyası da yine Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılıyor.

Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk duruşmaya katılıyorum ve mahkeme hakimine, "Fuat Köktaş davasında görevsizlik kararı veren mahkemenin kendileri olduğunu, bu davanın da basın suçlarına bakmakla yükümlü olan Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi gerektiğini belirtiyorum.

Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi tıpkı Fuat Köktaş davasında olduğu gibi bu davaya da görevsizlik kararı vererek Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderiyor.

Bu arada Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde Fuat Köktaş ile olan davamızın ilk duruşması yapılıyor ve Fuat Köktaş'ın bir diğer avukatı Yılmaz Hocaoğlu davaya katılıyor. (Hocaoğlu, 17-25 Aralık FETÖ olaylarının hemen sonrasında  AK Parti Canik İlçe Başkanlığı görevinden AK Parti tarafından alınan isimdir.)

Avukat Yılmaz Hocaoğlu görevli mahkemenin 2. değil 5. Asliye Ceza Mahkemesi olduğunu beyan ediyor ve dosyanın tekrar 5. Asliye Ceza Mahkesi'ne gönderilmesini talep ediyor.

Siz değil miydiniz yetkili mahkemenin 2. Asliye Ceza Mahkemesi olduğunu beyan eden?

Fuat Köktaş'ın avukatının talebini dikkate alan Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi de görevsizlik kararı vererek görevli mahkemenin belirlenmesi için dosyayı Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderiyor.

Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesi karar veriyor ve görevli mahkemenin Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi olduğuna hükmediyor.

Fuat Köktaş davası Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 2019/719 nolu dosya ile tekrar açılıyor.

Bu arada Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yine 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nden gönderilen cezaevi müdürünün davası görülüyor.

Davaya katılıyorum ve mahkeme başkanı hanımefendiye, "Efendim davanın 5. Asliye Ceza Mahkesi'nden görevsizlik talebinde bulunarak size gelmesini kendim talep ettim ama Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesi benzer bir davada görevli mahkemenin 5. Asliye Ceza Mahkemesi olduğu kararı verdi. Dosyanın tekrar Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesini talep ediyorum" diyorum.

Mahkeme, görevli mahkemenin 2. Asliye Ceza Mahakemesi olduğuna karar verirken duruşmaya katılmayan Samsun Kapalı Cezaevi Müdürü'nün zorla getirilmesine hükmederek davayı ileri bir tarihe erteliyor.

Dava Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 2019/351 nolu dosyada devam ediyor.

Samsun'da genç yaşına rağmen ceza davalarında isim yapmış 3-4 avukattan biri olmayı başarmış bir avukata Fuat Köktaş ile olan dava dosyasını gösteriyorum ve bana dosyayı inceleyerek "dosyadan ceza alman mümkün değil ama karşında Fuat Köktaş var" diyor..!

Şimdi Fuat Köktaş ile olan davamda Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi bizi basın olarak kabul etmiyor ve dosyayı 5. Asliye Ceza Mahkemesi'ne geri gönderiyorken, Samsun Cezaevi Müdürü'nün şikayeti ile başlayan davada ise bizi basın olarak kabul ediyor!

Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki 2019/719 no'lu dosya ve Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki 2019/351  nolu dosya incelendiğinde herşey anlaşılacaktır.

Ben 2014 yılından bugüne aralıksız basın sektöründe çalışmaktayım ve aralıksız gazeteci olarak sigortam ödenmektedir.

Yine dava konusu olan yazılarım, Samsun Vergi Dairesi'ne "Bağımsız Gazetecilik" koduyla kayıtlı olarak vergisini yatıran işletmede yazılmıştır.

Devletin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bizi basın/gazeteci kabul ediyor ve 2004 yılından bu yana sigorta primi alıyor. Vergi Dairesi bizi basın kabul ediyor ve vergisini alıyor. Cezaevi Müdürü'nün suç duyurusu ile başlayan davada basın kabul ediliyor ve Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde basın olarak yargılanıyoruz.

Ama AK Parti Samsun Milletvekili Fuat Köktaş davasında mahkemeler bizi basın olarak kabul etmiyor..!

Yapmış olduğum araştırma sonucu karşı tarafın AK Parti Milletvekili olmasıyla alakalı olmadığını çünkü Samsun'da başka AK Partili isimlerin davasında bu ayrıcalığın yaşanmadığını tespit etmiş durumdayım.

Samsun'da AK Parti Samsun Milletvekili Fuat Köktaş ile İlkadım Belediyesi eski Başkanı AK Partili Erdoğan Tok dışındaki tüm AK Partili isimlerin davalarının normal seyrinde devam ettiği ortada.

Hatta Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan Av. Suat Uzun dahi yargılandığı davadan beraat etmiş durumda...

İddialar odur ki:

Samsun'da 3 aylık seçim döneminde vekaleten Adalet Bakanı olarak görev yapan ve Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay üyeliğine atanan eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek'in Samsun Adalet Sarayı'nda ismi kullanılarak Fuat Köktaş ve Erdoğan Tok konusunda tolerans sağlanmakta.

Şöyle ki:

Yargıtay üyesi Kenan İpek'in öz yeğeni olduğunu söyleyen bir isim Samsun'da gazetecilik yapmaktadır.

Sözkonusu gazetecinin Samsun Adliyesi'nde Kenan İpek'in öz amcası olduğunu öne sürerek menfaat temin ettiği kişilerin davalarına müdahil olarak hakim ve savcılara baskı uyguladığı öne sürülüyor.

Bu gazetecinin Erdoğan Tok'un İlkadım Belediye Başkanı olduğu dönemde İlkadım Belediyesi'ne düzenli her ay canlı yayın adıyla 25 bin lira fatura kestiği vurgulanıyor.

Yine aynı gazetecinin belindeki rahatsızlık nedeniyle bizzat Erdoğan Tok tarafından başka bir şehre götürülerek ameliyat ettirildiği Samsun'da konuşulmakta.

Bu gazetecinin öz amcası olduğunu belirttiği Kenan İpek'in ismini kullanarak Fuat Köktaş ve Erdoğan Tok ile ilgili davalara müdahil olduğu ve bu iki isimle ilgili Samsun Adliye Sarayı'ndaki dosyalarda lehte kararlar çıkmasını sağladığı öne sürülüyor.

Yargıtay Üyesi Kenan İpek'in yaşanan bu olaylardan haberi var mıdır biz bilmeyiz.

Eğer iddia edildiği gibi bir gazeteci amcası olduğunu öne sürdüğü Sayın Kenan İpek'in adını kullanarak Samsun Adliye Sarayı'nda iş takipçiliğine soyundu ise Samsun'daki hakim ve savcıların vermiş oldukları kararlar nedeniyle suçlanmalarının ne kadar doğru olacağı tartışılır.

Bu gazetecinin ayrıca Samsun Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı olan ve Hrank Dink Davası'nda ifadesi alınan isimle birlikte hareket ettiği vurgulanırken, eski Cemiyet Başkanı olan şahsın avukat olan eşinin de Kenan İpek'in amcası olduğunu belirten gazeteci adına adliyede iş takibi yaptığı iddialar arasında.

İddiaların Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Adalet Bakanımız Abdulhamit Gül ve Sayın HSK yetkilileri tarafından incelettirilmesi ve Sayın Kenan İpek'in adı kullanılarak Samsun'da maddi menfaat temin edenler varsa ivedilikle cezalandırılmaları için gerekli çalışmanın yapılmasının yanı sıra Sayın Kenan İpek'in adı kullanılarak hakim ve savcılar üzerinde baskı kuruluyorsa bu baskıdan hakim ve savcılarımızın kurtarılmasını arz ederim." denilmiştir.

              Samsun AKP milletvekili Fuat Köktaş vekilleri vasıtasıyla 24.09.2019 tarihinde talepte bulunarak köşe yazımın müvekkillerini karalamaya, toplum nazarında itibarsızlaştırmaya matuf ve kişilik haklarını ihlal edici mahiyette olduğunu, müvekkillerinin Bağımsız Türk Mahkemelerinin karar verme mekanizmalarını etkilediği, mahkemelerin müvekkillerine ayrıcalık ve imtiyaz sağladığı, Samsun Adalet Sarayı Hakim ve Savcılarının verdikleri kararların suçlanmaya açık olduğu gibi ithamlarda bulunarak, hem müvekkilleri Fuat Köktaş hem Samsun Adliyesi hem de Hakim ve Savcıları töhmet altında bıraktığını, Samsun 5.Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmasından sonra, davanın Samsun 2.Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi taraflarınca talep edilmemiş olduğunu, mahkemenin takdiri  olduğunu, olayın söz konusu haberde saptırılarak, mahkemenin bağımsızlığına şüphe getirildiği, talimatla görevli mahkemenin değiştirildiğinin ima edilerek, kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini, ayrıca Kenan İpek ismi kullanılarak müvekkilleri lehine tolerans sağlandığı gibi asılsız iddialarda bulunulduğu, müvekkillerinin onur, şeref ve hasiyetinin kırıldığı, itibarını sarsmaya yönelik söylemlerin yöneltildiğini iddia ederek, yazı içeriğine erişimin engellenmesine ve sitenin kapatılmasına karar verilmesini istemişlerdir.

              Bu süslü sözlerle yapılan talep sonucunda;

              Sayın Samsun 3.Sulh Ceza Hakimliği 25.09.2019 tarihli 2019/4080 D.İş nolu kararının gerekçesinde, "İnternet sitelerinde yer alan yazıların talepte bulunan kişinin Adliyede devcam eden dosyalarda adil yargılamayı etkilemekte olduğu veya teşebbüs ettiği şeklindeki haberlerin küçük düşürücü nitelikte olduğu gibi aynı zamanda suç isnadı içerdiği, kişilerin bu yönde kaygılarının bulunması ya da buna ilişkin emarelerin bulunması halinde suç duyurusunda bulunma haklarının saklı olduğu değerlendirilmekle, erişimin engellenmesine yönelik talebinj kabulü ile 5651 sayılı kanunun 9. maddesine göre erişimin engellenmesine dair karar vermek gerekmiş," denilmiştir.

              Hakaret suçu, TCK’nın 125. maddesinde, "Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran......" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, bu suç ile korunan hukuki yarar, kişinin sahip olduğu "şeref, onur ve saygınlık" hakkıdır. "Şeref, onur ve saygınlık" hakkından, gerek kişinin kendisinde gördüğü ve gerekse başkalarının kişide gördüğü değerdir.

              Şerefe karşı suçlardan korunan şeref, onur ve saygınlık gibi sıfat değeri taşıyan hukuki yararlar, soyut nitelik taşıyan kelimelerdir. Bu nedenle, üzerinde anlam birliğine varılması bazen zor olabilmektedir. Bütün dünyadaki hukuk sistemleri; hayata, vücut bütünlüğüne ve mal varlığına karşı suçlarda aşağı yukarı benzer düzenlemelere gitmekte iken, şerefe karşı suçlarda farklı düzenlemelere gitmektedirler. Bunun nedeni, şeref, onur ve saygınlık gibi kelimelerin örf ve adet kurallarıyla tanımlanmalarıdır. Örf ve adet kuralları her toplumda farklı, farklı gelişip yorumlanmakta ve bunun sonucu olarak da, farklı değerlere sahip olmaktadır. Burada sorun, rencide edici - aşağılayıcı fiilin kime göre belirleneceğidir.

              Bir başka ifadeyle, fiilin, rencide edici - aşağılayıcı olduğu, öznel açıdan mı (mağdur açısından) yoksa nesnel açıdan mı (orta zeka seviyesine sahip kişiler tarafından) değerlendirilecektir?

              Bir fiil, bazen nesnel açıdan aşağılayıcı veya rencide edici bulunmazken, fiile maruz kalan kişi açısından aşağılayıcı bulunabilir. Bu durumun tam tersi olarak; bir fiil, öznel açıdan aşağılayıcı bulunmazken, nesnel açıdan aşağılayıcı bulunabilir. Nesnel açıdan değerlendirmede, "rencide etme - aşağılamanın" belirlenmesinde temel ölçüt, örf ve adet kuralları olmalıdır. Öznel açıdan değerlendirmede ise, kişinin kendisine içsel olarak atfettiği değer dikkate alınmalıdır. Ancak, kişilerin kendilerine ne kadar değer atfettiğinin tespiti neredeyse imkansız olacağından, öznel açıdan değerlendirmeye üstünlük tanımak, sorunu çözmede zorluk çıkarabilecektir. Çok alıngan, her şeyden etkilenen bir kişi ile umursamaz bir kişinin aynı fiil karşısındaki tutumu farklılık gösterebilecektir. Salt nesnel ölçülere üstünlük tanımak, sorunu çözmede, salt öznel ölçülere üstünlük tanınmasına göre daha, sorunsuz gibi görünse de, bize göre, her olayda, her iki ölçütün de birlikte değerlendirilmesi gerekir. İkisi arasında bir tercih yapılması gerekirse, nesnel ölçüye üstünlük tanınmalıdır. Çünkü şeref, onur ve saygınlık, karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, ancak toplumda hakim olan telakkilerin, örf ve adetlerin göz önünde bulundurulması ile anlam kazanabilir. Küçük düşme, rencide olma, ancak ve ancak toplumsal bir değer yargısını içinde barındırır.

              Toplumsal açıdan bakıldığında, 23.09.2019 tarihli "CUMHURBAŞKANI, ADALET BAKANI, HSK VE KENAN İPEK'E AÇIK MEKTUP" başlıklı köşe yazımda ilgililerine "SUÇ DUYURUSU" olarak yazılıp-bildirilen olay ve olgular, talepte bulunan Fuat Köktaş açısından yeterli değildir. Fuat Köktaş, çok geniş halk kesimleri tarafından tepkiyle karşılanan bir kişidir. Özellikle, 15 Temmuz Darbe girişiminde FETÖ Hava Kuvvetleri imamı olan ADİL ÖKSÜZ adlı terör örgütü yöneticisinin yurt dışına kaçırılması olayında, aktif rol oynadığı yönünde Ulusal basında yoğun haberlere konu olmuştur. Yine kendisi hakkında bizzat FETÖ örgütü üyesi olma suçundan Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına 2018/151 nolu soruşturma çerçevesinde suç duyurusunda bulunmuş ve haber konusu yapmıştım.

              Hakaret suçunda maddi unsuru incelerken ikili bir ayrım yapmak gerekir. Birincisi, somut bir fiil veya olgu isnadında bulunma, ikincisi sövmedir. Somut bir fiil veya olgudan anlaşılması gereken, maddi bir olaydır. Yani, dış dünyadan algılanabilen, dış dünyada bazı değişikler yaratabilen fiili bir durumdur. Hangi fiillerin, kişiyi rencide edebilecek veya aşağılayabilecek olduğunun ispatı oldukça zordur. Her şeyden önce, yargıca bırakılmış olan bu takdir hakkı kullanılırken, isnat olunan somut fiil veya olgunun ve yakıştırma ya da sövme fiillerinin nerede, hangi zamanda, hangi şekilde, hangi iş veya mesleğin işlenişi sırasında veya vasıtasıyla gerçekleştirildiğinin dikkate alınması gerekir.     

              Burada bakılması gereken husus, o ülkedeki genel değer yargıları değil, kişinin yoğunluklu olarak yaşadığı ve etkilendiği çevredeki değer yargılarıdır. Aynı şeklide, yapılan eylemin zamanı da önemlidir. Mesela, 1960 ile 1980’li yıllar arasında, komünist demek kişiyi tahkir niteliği taşıyabilmekteydi. Ama şimdi bu niteliğini kaybetmiştir.

 

              Köşe yazımda, sövme yada kişinin onur, şeref veya saygınlığını rencide edebilecek nitelikte yakıştırmalar yoktur. Köşe yazımda, Fuat Köktaş adlı milletvekilini tahkir amacı yoktur, yazının ilgililerine yönelik, Fuat Köktaş hakkında bir "SUÇ DUYURUSU ve ELEŞTİRİ" vardır. Köşe yazımdaki belirtilen olay ve olguların tamamı doğru ve gerçektir. Suç duyurusu için illa da Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmak zorunluluğu bulunmamaktadır. Basın yoluyla da suç duyurusunda bulunulabilir. Savcılık köşe yazısını suç duyurusu kabul ederek, resen de soruşturma başlatabilir. Zaten dünyada en sansasyonel suç duyuruları basın yoluyla duyurulduktan sonra, soruşturmalara konu olmuştur. (Watergate, Bunga Bunga, İrangate, Monica Lewinski, NSA, Wikileaks, İski, Kayıp Trilyonlar, Susurluk, Kaset skandalları v.b. gibi)

 

              Eleştiri hakkı, iddia ve savunma hakkı, gazetecilik mesleğinin icrası gibi bazı durumlar, hakaret niteliği taşıyan fiilleri suç olmaktan çıkarabilirler. Örneğin, bir bilimsel yayının eleştirilmesi ya da bilimsel bir araştırma sonucunda varılan sonucun açıklanması amacıyla yapılan eleştirilerde, hakaret suçu işlenmiş olacak mıdır?

 

              Gerçekten düşünce açıklamaları şeklinde icra edilen bir çok konu bu kapsamda değerlendirilebilir. Gazetecilik mesleği, akademik çalışmalar, sanatsal faaliyetler, hukuksal faaliyetler çerçevesinde yapılan birçok fiil, bu konuyla ilgili olabilmektedir. Bu alanların her birinin kendine göre ilkesi, tarzı, amacı vardır. Bunlarla birlikte, yukarıda da belirtildiği gibi, fiilin işlendiği yer, zaman ve işleniş tarzını da dikkate alarak çok yönlü bir değerlendirme yapmak gerekir.

 

              Basın özgürlüğü ile yakından ilgili olarak, bazı haberlerin suç niteliği taşıyıp taşımayacağı uygulamada çok karşılaşılan bir konudur. Burada hassas bir denge ve sınır vardır. Ya basın özgürlüğüne ağırlık verilecek ya da kişi hak ve özgürlüğüne ağırlık verilecektir. Genel eğilim, basın özgürlüğünün esas olup, kısıtlanmasının istisna olması şeklindedir. Ancak burada, basın yoluyla yapılan açıklamaların veya eleştirilerin basın yoluyla işlenen suç kapsamında nasıl değerlendirileceği sorununa değinmek gerekir. Basın özgürlüğünün amacı, kamuoyunun bilgilendirilmesidir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren, bilinmesinde kamusal yarar umulan ve gerçek olaylara dayanan bilgilerin yayınlanması basın özgürlüğü kapsamındadır. Basın özgürlüğünün üç sınır vardır. Biri, yapılan yayının, kamuoyunu yakından ilgilendirmesi, ikincisi bilinmesinde kamusal yarar bulunması ve üçüncüsü gerçek olaylara dayanmasıdır.

 

              Uygulamada çok karşılaşılan ve hakaret suçu ile arasındaki sınırın belirlenmesi açısından son derece güçlük arz eden konulardan biri de, hukuki konulara ilişkindir. Bunlar, iddia ve savunma amacıyla yapılan yazılı veya sözlü ifadeler, işlenen suçun adli veya ilgili makamlara hakemli makaleler bildirilmesinde kullanılan ifadeler, mahkemede tanıkların, bilirkişilerin kullandıkları ifadelerdir.

 

              İddia ve savunma bir haktır. Ancak bu hak da diğer haklar gibi sınırsız değildir. Her hangi bir suç ile ilgili ileri sürülen iddia ve savunmalar, nitelikleri gereği bir başkasını rencide edebilecek söz veya ifadeler barındırabilir. Burada önemli olan, bu ifadelerin, kişisel, maddi, manevi, politik veya başkaca açıdan iddia ve savunma ile ilgili olup olayın çözümü açısından gerekli olup olmadığıdır. İddia ve savunmanda ileri sürülen ifadelerin, hakaret veya başka bir suç oluşturmaması için, iddia ve savunma kapsamındaki ifadelerin maddi olgulara dayanması ve iddia ve savunma açısından gerekli olması gerekir. Buradaki gerekli kelimesinden, söz konusu iddia ve savunmada, olayın çözümü açısından ileri sürülmesinin haklı veya kabul edilebilir olmasıdır. Bir suçla ilgili olarak adli veya ilgili makamlara yapılan bildirimlerde kullanılan ifadelerin, hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağı, kişilerin kullandıkları ifadelerin suç oluşturup oluşturmayacağı meselesine de değinmek gerekir. Suç ihbarı taşıyan ifadelerin suç oluşturmaması için, konunun aydınlanması için zorunlu ve somut olgulara dayanması gerekir. İşte, köşe yazımda ifade edilenler konunun aydınlatılması için zorunlu olan, somut olay ve olgulardır.

              Kişinin en önemli hak ve hürriyetleri arasında, başta uluslararası belgelerde (Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi- (BM İHEB) m. 19, Avrupa Konseyi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi- (AİHS) m. 10, Avrupa Konseyi Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi- (ASTS) m. 4, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme- (ÇHDS) m. 17) olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982 Anayasası m. 26/2) ve ulusal mevzuatta da detaylı olarak düzenlenen ifade hürriyeti, diğer bir deyişle düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti yer almaktadır.

 

              Kişinin ifade hürriyeti ile bağlantılı olan bir başka hürriyeti ise kitle iletişim hürriyetidir ve bu hürriyetin kullanılabileceği yegâne ortam basın-yayındır. Dünyada ve Türkiye'de kitle iletişim teknolojisinin gelişmesi sonucu ve ifade hürriyetinin bir gereği olarak 21. yüzyıl (yy) başlarında, yazılı basın yanında internet ile birlikte bu ortamda sanal hizmet veren haber portalları ve internet gazeteleri ortaya çıkmıştır. Bu tarz habercilik, haberlere daha kolay ve hızlı bir şekilde ulaşmayı sağladığı gibi, meydana gelen ve kamu yararı ve/veya kamu ilgisi bulunan olayları okuyucuya daha hızlı bir şekilde ulaştırmayı mümkün kılmıştır.

 

              internet gazeteciliği, fotoğraf, video, yazı, grafik, ses kayıtları... vb. farklı medya formatlarına yer veren ve bununla birlikte çeşitli bilgi kaynakları aracılığı ile kapsamlı ve detaylı bir bilgi olanağı sunan, haberlerin arşivlenmesine imkân tanıyan, enformasyonu bireysel-toplumsal kullanıma ve etkileşime açan en önemlisi de habere ulaşılmasında hız ve zaman kazandıran, internet üzerinden yapılan bir teknoloji gazeteciliğidir. İnternet gazeteciliğinin gün geçtikçe kurumsallaşan ve yapılması oldukça yaygınlaşan bir meslek türü olduğu, aynı şekilde internetin de sürekli kendini güncelleyen bir mecra olduğu düşünüldüğünde, internet gazeteciliğinin zaman içinde kendine özgü belli başlı özelliklerinin ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

 

              İnternet gazeteciliği, habere ve bilgiye ulaşma noktasında beraberinde birçok imkân ve kolaylık [daha az mâliyet, 7/24 haber yayını, hızlılık ve anındalık, çoklu ortam (multimedya), etkileşimsellik (interaktivite-çift yönlülük), hipermetinsellik (ilgili sitelere bağlanabilirlik), arşivleme olanağı, eş zamanlı-eş zamansız iletişim, güncellik (aktüellik), kitlesizleştirme (bireysel haber sunumu), haberin dağıtım kolaylığı, haber kaynağının çeşitliliği ve enformasyon toplamada sunulan kolaylık, zaman ve mekân kısıtlaması olmaksızın internet gazetelerine her an ulaşılabilirlik, haberin düzeltilebilirliği, detaylı ve sınırsız haber içeriği, haber iletiminde kolaylık, kendi arşivini oluşturma imkânı, kolay sansür edilemez oluşu, toplumun sesini duyurması ve fırsat eşitliği sunması, ilgi gruplarının güçlenmesi ve daha geniş bir hedef kitleye hitap edebilme, kâğıt tasarrufu ve maddî avantaj, hızlı geri bildirim, daha az bütçe ve daha çok reklâm imkânı, gazeteciler arasındaki iletişimin kolaylaşması, reytinglerin ölçüm kolaylığı getirmiştir. Basın-yayın hürriyeti ile kişilik hakkı çatışma hâlindedir. Bu noktada kişilik hakkının sağlanması ile ifade hürriyeti ve basın-yayın hürriyetinin sağlanması arasında dengenin kurulması gerekmektedir.

              5651 sayılı Kanunun "Erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi" başlıklı  8. maddesinde,

              (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:

              a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

              1) İntihara yönlendirme (madde 84),

              2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),

              3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),

              4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),

              5) Müstehcenlik (madde 226),

              6) Fuhuş (madde 227),

              7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228), suçları. 

              b) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar." denilerek, erişimin engellenmesine neden olacak suçlar tahdidi olarak sayılmıştır.

              5651 sayılı kanunun "İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı, 9. maddesinde,               (Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.) (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.

              (2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır.

              (3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.

              (4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.

              (5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.

              (6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.

              (7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

              (8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.

              (9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.

              (10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

 

              5651 sayılı Kanunun 9. maddesinde, 8. maddede tahdidi olarak sayılan suçlardan başka, kişilik haklarının ihlâl edildiğini iddia eden ifadesi kullanılmaktadır. Peki, bu ihlâlin içeriğine hangi fiiller girmektedir? İşte, burada talep edenin kişilik haklarının ihlal edilip-edilmediğini takdir edecek olan HAKİM'dir. 5651 sayılı kanunun 9. maddesi kapsamında, telif haklarının ihlâli, hakaret ve sövme gibi nefret suçları, şiddete yönlendiren içerik, kişinin şeref ve haysiyetinin ihlâli gibi, fiilleri çeşitlendirmek mümkündür. İfade hürriyeti ile kişilik haklarının korunması arasındaki dengenin sağlanabilmesi için, bu fiiller daha net bir şekilde sınırlandırılmalıdır. 

 

              5651 sayılı Kanunda erişimi engelleme kararı, bir yaptırım (ceza) değil, tedbir niteliğindedir ve engelleme kararı mahkemenin hükmü sonucunda değil, suç şüphesi nedeniyle hüküm verilmeden önce uygulanmaktadır. Ancak bu karar, köşe yazım hakkında verilen erişimin engellenmesi kararı gibi, olası keyfi uygulamaları ortaya çıkarabilmektedir. Bu durumda, kişiler şeref ve haysiyetlerinin ihlal edildiği iddiası ile internet haberleri yoluyla, suç duyurusu yapmanın veya ilgili İdari makamların harekete geçmesini talep etmenin önüne geçecektir. Böylelikle, düşünce ve düşünceyi ifade etme, düşünce ve ifadeyi paylaşma  özgürlüğü, basın özgürlüğüne ilişkin temel haklar, sadece şeref ve haysiyetlerin ihlal edildiğine dair bir iddia ile ortadan kaldırılacaktır ki, bu da bizzat hukukun kendisi tarafından kabul edilemez.

              Köşe yazımın başında, "Adalet Bakanımız Abdulhamit Gül, Türkiye'de yargıya olan güvenin yüzde 30 seviyelerinde olduğunu açıklamıştı. Yargı bir ülkenin, namusu, bekası ve güvencesidir. Bir ülkede yargıya olan güven zedelenirse o ülkenin temelleri sarsılır." şeklinde ifade de bulunmuştum. Verilen erişimin engellenmesi kararı ile Hakimlik, Anayasa ile kişilere tanınan düşünce ve düşünceyi ifade etme, düşünce ve ifadeyi paylaşma  özgürlüğü, basın özgürlüğüne ilişkin temel hakları kaldırmış,  milletvekili olan Fuat Köktaş'ı üstün kabul etmiştir.

              Ne acıdır ki, Türk toplumu için çok daha değerli olan özgürlüklerin Hakimlik tarafından kısıtlanması, etkin konumda olan, ancak toplumsal anlamda değer bulmayan bir milletvekilinin kişisel menfaatleri üstün tutulmakla, sayın Adalet Bakanının dediği gibi Yargıya olan güveni ortadan kaldırmaktadır. Türk insanının ve Türk Basınının özgürlük mücadelesi, tarih ve yargı makamları karşısında devam edecektir.  

              Bilindiği gibi, basının siyasetçiler, kamu görevlileri hakkında ve kamu hizmetleri konusunda haber verme, aydınlatma ve gerektirdiğinde değerlendirme hak ve yetkisi olduğu, hakaret kastı olmadıkça sert eleştriler yapmasının basının haber verme ve ifade özgürlüğünün sınırları içerisinde kaldığı doktrinde ve uygulamada tereddütsüz kabul edilmektedir.

 

              Düşünce ve İfade özgürlüğü, Anayasa ile koruma altına alınan en önemli insan özgürlüklerindendir. Eleştiri, düşünce özgürlüğünün dışa vurumu olan ifade özgürlüğünün, “OLMAZSA OLMAZ” unsurlarından biridir. Basın özgürlüğü, Anayasamızın 28.maddesi ile 5680 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiş olup, ayrıca sınırları da düzenlenmiştir. Haber verme hakkının sınırlarının belirtilmesinde en önemli unsur ''görünen gerçekliğe'' uygunluktur.

 

              Köşe yazımda, Fuat Köktaş'ı karalamaya, toplum nazarında itibarsızlaştırmaya matuf, onur, şeref ve haysiyetini zedeleyici kişilik haklarını ihlal edici mahiyette hiçbir söz, beyan ve ifade bulunmamaktadır. Aksine, Türk ve Samsun toplumunu daha demokratikleşmeye yöneltecek, milletvekili dahi olsa, sorgulanmasını gerektirecek, gerçek, doğru olay ve olgular ifade edilmiş, Anayasal ve yasal haklar kullanılmıştır. Karar, demokrasinin kısıtlanması sonucunu da doğurmuştur.

 

              AİHM., "İfade özgürlüğü, sadece muteber insanların, herkesin kabul ettiği düşüncelerin değil, devletin ve halkın bazı kesimlerini incitici, rahatsız edici, şoke edici fikirlerin de ifade edilebilmesini kapsar. Birilerini rahatsız etse de, halkın bu fikirleri, haberleri alma hakkı bazılarına ayıp olmasın diye yumuşatılamaz." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ekte sunulan 05.04.2014 tarihli 2013/4-205 E., 2014/56 K. sayılı kararı da, AİHM ile aynı doğrultudadır.

 

              Zaten, Yüce ve Yüksek Yargıtay’ın uygulama da istikrar ve kesinlik kazanmış içtihatlarında; “Siyaset sahnesinin aktörleri, kendilerine yönelen alkışlar kadar, yapılan eleştirileri de olgunca karşılamak zorundadırlar.” denilmektedir. Bu nedenle, talepte bulunan Fuat Köktaş'ın kendisine karşı yapılan eleştirileri olgunlukla karşılaması gerekmektedir. AİHM.'in siyasetçilere karşı yapılan eleştirilerin cezalandırılmasına ilişkin tutumu, ifade özgürlüğü karşısında, kabul edilemez olduğu yönünde ve oldukça katıdır.

 

              Aksi hal, her yazılan haber ve köşe yazısının altında farklı bir anlam aramaya ve Basın Özgürlüğünün kısıtlanması için gerekçe oluşturmaya neden olabilir. Bu tür uygulamalar “Sansür” sonucuna sebebiyet verir ki, Modern Demokrasilerde sansürün yeri yoktur.

 

              Verilen karar, haksız, hatalı, evrensel değerlere ve hukuka aykırıdır.

 

              Bu nedenle, karara itiraz etmek ve kaldırılmasını talep etmek zorunluluğu hasıl olmuştur.

 

H.Sebepler  : TC.Anayasası, Basın Kanunu, 5651 sayılı kanun, CMK., ilgili yasal mevzuat

 

Deliller        : 23.09.2019 tarihli köşe yazısı

 

Sonuç         : Yukarıda sunulan ve resen göz önüne alacağınız yasal nedenlerle, haksız ve hukuka aykırı Samsun 3.Sulh Ceza Hakimliğinin 25.09.2019 tarihli 2019/4080 D.İş sayılı kararına İTİRAZLARIMIN KABULÜ ile, kararın KALDIRILMASINA, karar verilmesini yüksek katınıza saygı ile arz ederim.01.10.2019

 

                                                                                                                                İtiraz Eden

                                                                                                                               Berat Gonca

Kaynak: () - SAMSUN ETİK HABER Editör:
Etiketler: Samsun, AK Parti, Fuat Köktaş, Berat Gonca
Yorumlar
Haber Yazılımı