Yazı Detayı
01 Ekim 2019 - Salı 09:03
 
AĞA İLE YARICI
Murat ŞENEL
 
 

Sevgili dostlar merhaba;

Son yıllarda Samsun ilimizin özellikle Tekkeköy ilçesinin bereketli toprakları üzerinde sırayla sanayi tesislerinin açılmasına şahit oluyoruz. Çarşamba Ovası’nın en batı ucunu teşkil eden bu alüvyal topraklar sanayi tesisleri ile başlayan, sanayi siteleri ile doldurulan ve pek çok kirletici tesis ile taçlandırılan bir ilçenin hava kirliliği yüzünden uluslararası müsabaka yapılamayan 31919 kişilik stadyumuna da sahip olarak ülke tarihine geçmiştir.

 

Azot ve Bakır fabrikalarının ovaya ve ürünlere verdiği zararlar kadar bu zararlardan istifade ederek milyonlarca lira tazminat alan uyanıkları da gördü bu topraklar. Sonra bir gün en yüksek emisyon değerine sahip enerji santrallerinden birisi zamanın politikacıları ve yerel yöneticilerinin de desteği ile Tekkeköy ilçesine kuruldu. Sonrası malum, tesis kurulana kadar en masum açıklamalar, zararsız olduğuna dair raporlar, işletmeye alınınca kavgalar, protestolar, coplar ve biber gazları. Tekkeköy ovası baca gazlarından sonra ilk biber gazı ile o günlerde tanıştı.

 

Bugünlerde uzunca bir süre çalışmayan tesisin sökülmeye başlandığı haberleri verilmektedir. Umarım hepten çöpe atılır da Tekkeköy ovasında yarattığı kirliliği bir başka yerde tekrarlamaz. O zaman bu tesisi getiren ve tehlikesi yok diyen zihniyet değişken isimler adı altında bir başka tesisi bu kez Çarşamba Ovasının Tekkeköy- Çarşamba sınırında yapmaya çalışıyor. Hikaye aynı, zararı yok, hatta anız yakmayacağı için köylülere yararı olacak, tarımı 10 artıracak. Sanki Çarşamba ovasında drenaj ve sulama projesi yapımı tamamlandı da üretim faaliyetleri 10 artacak.

 

İşin ilginç yanı ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlanan ve pek çok bilim adamının dahi yeni yorumlamaya başladığı bu entegre tesisleri bazı uyanıklar incelemiş, çözmüş ve araştırmışlar, yerinde gidip görmüşler ve kesinlikle zararı yok diye önlerine konan kağıttan okumaya gayret ederek fikir beyan etmektedirler.

 

İlkokullarda okuma bayramları olur her yıl. İlkokula başlayan kardeşlerimiz büyük bir heves ve heyecanla hazırlanırlar. Sonra çıkar ailelerine okumayı nasıl söktüklerini göstermek için şiirler, hikayeler okurlar. Ara sıra takılırlar ama gururla tamamlarlar gösterilerini. Ben de okuma bayramında Kaya adlı bir çocuğun dikkatsiz bir şekilde elini sobada yakmasına dair bir şiir okumuştum. Yaklaşık 45 sene geçmiş ama şiir halen aklımdadır, bazen kendi kendime tekrarlarım.

 

Dalgın oynarken Kaya,

Eli çarptı sobaya,

Can havliyle bağırdı,

Anne koştu odaya…

….

 

Haberi izlerken birden o günlerim geldi aklıma geldi nedense?

 

Ülkenin birinde adamın birini, nesli tükenmekte olduğu için koruma altına alınan bir Boz Kartal'ı kesmiş, pişirip yerken Milli Park görevlilerince görülmüş ve tutuklanmış. Mahkemede adamın avukatları müthiş bir savunma yapmışlar:

"Bu adam ormanda yolunu kaybetmişti. Günlerdir aç olduğu için ya kartalı öldürecekti, ya kendisi ölecekti." diye... Yargıç bu savunmayı kabul edebileceğini söylemiş. Kararını açıklamadan önce, sanığa dönmüş: 

- "Son bir şey sormak istiyorum" demiş, 

- "Ben de av meraklısıyım da. Bu Boz Kartalın tadı nasıl bir şey?"

- "Valla efendim. Tam olarak Kelaynak ile Mavi Gagalı Puhu Kuşu tatlarının arasında bir şey!"

 

Sevgili dostlar bu santral Mobil Santral ile Termik santral arası bir şeydir. Tıpkı fıkradaki Boz kartalı yiyen suçlunun başkaca kuşları da yediğini kendi ağzıyla söylemesi gibi, bu işi iyi bilenler de bilmeyenlerde internetten Hz. Google’dan öğrenip fikir babalığı yapmaya başladılar.

 

Konuyla ilgili arkadaşlarla konuşurken bir yakınım Tekkeköy’deki mobil santral eyleminde nasıl coplandığını ve biber gazı yediğini anlatıp, aslında biz bu filmi daha önce seyretmiştik deyince aklıma bir ağa-yarıcı hikayesi geldi. Bu arada yarıcı bizim yörede ağanın arazilerini onun adına sürüp koşan, hasatı yapan ve karşılığında üründen pay alan anlamındadır.

 

Ağayla yarıcı, ağanın en güzel atının koşulduğu en süslü arabayla kasabaya inmektedirler. Ağa arabadadır, yarıcı ise arabanın yanında yürümektedir. Yerde taze bir tezek kümesi görürler. Üzerinde sineklerle etrafa koku salmaktadır. Ağa, yarıcısıyla alay etmek ister.

 

‘‘Yarıcı la’’ der, ‘‘şu tezeği yi, atla arabii senin. Sen binecen, ben yüricem.’’

 

Yarıcı ata bakar, arabaya bakar, ağaya da zaten gıcıktır. Oturur, midesi bulana bulana tezeği yer. Ağa iner, yarıcı sahip olduğu arabaya biner. Ağa çok bozulmuştur, durduk yerde en güzel atını, en güzel arabasını yarıcıya kaptırmıştır.

 

Yarıcı da bozuktur, durduk yerde tezeği yemiştir. Ağanın daha güzel atlar alacak parası, daha güzel arabalar alacak imkanı vardır. Üstelik yarıcının ne ata, ne de arabaya bakacak parası vardır.

 

Kasabada işlerini hallederler geriye dönmeye başlarlar. Dönüş yolunda bir tezek daha görürler, aslında bu tezek, her ikisinin de beklediği andır. Yarıcı, ağadan intikam almak için ‘‘ağa, ağa’’ der, ‘‘sen şu tezee yi, at ve arabii geri al’’.

Ağanın beklediği de böyle bir fırsattır, o da oturur tezeği yer. Arabaya kurulur, atı kamçılar. Köye girerlerken yarıcı, ağaya seslenir, ‘‘köyden çıkarken arabii senin, at senindi. Yürüyen de bendim. Gerii döndük köye giriik, yine at senin arabii senin, yürüyen yine ben. Öyleyse Ağam iyi de biz bu tezee niye yidik?’’

 

Sevgili dostlar, etrafımdaki herkes Tekkeköy’deki ve Terme ilçesindeki eylemleri hatırlatıp yeri asla ve asla Çarşamba ovası olmayan termik santralleri nasıl yolladıklarını anlatırken, aynı ovaya yeniden bir başka tesisin yapılmasına neden sessiz kaldıklarını, kaldığımızı gerçekten anlayamıyorum.

 

Son soru: Benzer bir tesis kısa bir süre sonra yeniden ovamıza yapılmaya başlandığına göre siz, biz, kadın-çoluk-çocuk o copları ve biber gazını neden yidik?

 

Kalın sağlıcakla…

 
Etiketler: AĞA, İLE, YARICI,
Yorumlar
Haber Yazılımı