Yazı Detayı
02 Ağustos 2019 - Cuma 10:09
 
Arta Kalan İlahiyatçı
Mehmed Hekimoğlu
 
 

'Arta kalan ilahiyatçı' derken hakaret minvalinden değil, hakikat mânâsında 'Arta kalan ilahiyatçı'. İsmini zikretmeyeceğim ki hakikati konuşuyoruz. Zîra ismini zikretmekten imtina ederim, hasılı, o isimle müşerref olmaktan münezzehsin. Yarın Ruz-i Cezâda hakikatler meydana çıkarken 'neden bizim ismimizi Arta kalan ilahiyatçılarla bir tuttun' diye hakaretten başımıza bela alıp yanmayalım diye zikretmiyorum.

 

Hazret-i Hatice validemiz... Resulullah efendimizin ilk hanımı ve ilk müslüman hanımefendi. Cennet kadınlarının efendisi. Peygamberimizin (Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid’in kızı Hatice’dir. Herkes bana yalancı derken, o bana inandı) diye derecesinin yüksekliğinden bahsettiği validemiz. Efendimizin diğer hanımı olan hazret-i Aişe validemizin zaman zaman "Hazret-i Hatice’ye gıpta ettiğim gibi hiç bir kadına gıpta etmedim. Çünkü Resûlullah ondan çok bahsederdi. Ne zaman bir koyun kesilse etinden mutlaka onun yakınlarına da gönderir, onun hatırını gözetirdi” dediği, Mekke'nin en soylu, zeki, akıllı, ve zengin hanımı, Hatice validemiz.

 

Peygamberimiz Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin! buyurmuştur. İşte mesele bu devrede patlak veriyor. Bu kadar hassasiyet gerektiren bir konuda nasıl olurda bir ilahiyatçı etiketi olan insan böyle cürretkâr davrana bilir izahı kabil değildir. Buna mukabil 'arta kalan ilahiyatçıdan arta kalan' çok absürt ifadeler var ama hakikati konuştuğum için bu mevzulara girmeye gerek duymuyorum. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda gerekeni yapmaktadır ve yapacaktır. Arta kalan ilahiyatçının ifadesi Hazret-i Hatice validemizin şanına yakışmayan bir ifadedir. Yukarıda naklettiğim hadiseler bu minvaldedir. Fakat bu ilahiyatçıdan arta kalan Türk-İslâm töresine tamamen aykırı, gayr-ı tabii ve çirkin ifadeler müslüman kalpleri yaralamaktadır ve mühürlemektedir. Bu mühürlü kalpler 'Hoca, Hoca, Tevbe et, ağzından çıkanı kulağın duysun' demek yerine, adeta kulaklarına perde çekmiş, müdavimi oldukları ilahiyatçının arta kalanlarını toplamaya kalkışmıştır. İşin pekte garip olmayan tarafı yani dikkat çekmek istediğim tarafı bu zavallı müdavimlerin savaş açtığı cephe. Madalyonun diğer yüzü, edepsizliğin arta kalan kısım yani. Bu kısım tarikatlare karşı açılan savaş. 1440 yıllık İslam tarihinde Hoca Ahmed Yeseviler, Celaleddin Rumiler, Bayezid-i Bistamiler, Bakîler tarikatlardan çıkmış, irşad ile meşgul olmuşlar. Fakat bu ilahiyatçı, edepsizlikten arka kalan ifadelerle 'tarikatların görevi insanı aptallaştırmaktır' demiştir. Bu ifadelere şair Bakînin cevabı 16.yüzyılda verilmiştir.

 

Şair Bakî Diyor ki;

'Meyden safa-yı batın-ı humdur garaz heman

Erbab-ı zahir anlayamazlar muradumuz'

 

Kısacası şair diyor ki "bizim tarikatten, aşk meclisinden, sohbetten anladığımız kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesidir. Zahire bakanlar yani dış görünüşe bakanlar muradımızı anlayamazlar. 21.yüzyılda biri gelir bizi eleştirir, bizi anlayamaz" diyor yani. İşin özü şudur;kimin görevi kimi aptallaştırmak istediği belli oluyor şair buna dikkat çekmek istiyor. Bu bir haraket değil hakikattir.Bakınız Diyanet İşleri Başkanlığının raporunda arta kalan ilahiyatçı için ne yazmaktadır;

 

"...zaman zaman bazı sahabe ve büyük alimler hakkında ağır ithamlarda bulunmakta ve tahkir edici bir dil ve üslup kullanmaktadır. Bilhassa 'İndirilen Din, Uydurulan Din' şeklindeki söylemiyle zımmen milyonları 'uydurma bir din'e tabi olmakla suçlamaktadır". Diyanet İşleri Başkanlığının böyle hakaretleri görmesi hakiketen takdire şayandır.

 

Cennet kadınlarının efendisi Hazret-i Hatice validemize 'iki kocadan arta kalmış' demek edep hududunu aşarak, nüfusu hayli artan nezaketsizlik sınırına girmektir. Peki şıracı geri durur mu? Bozacının peşinde şahitlik yapar. Arta kalan olur yani.

 

Hakikaten merakımdan soruyorum: Diploman arta kalan mıydı?

Beyt;

Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep,

Dediler ilim geride, illa edep illa edep.

 

Fârisi mısralar tercümesi;

Ey iman cevherini bir ekmeğe değişen kişi!

Ey gönül madenini bir arpaya satan kişi!

Nemrût, İbrahim'e gönül vermedi de,

Sonunda canını bir sivrisineğe verip gitti.

 
Etiketler: , Arta, Kalan, İlahiyatçı,
Yorumlar
Haber Yazılımı