Yazı Detayı
04 Nisan 2019 - Perşembe 08:44
 
Bağnazlık, Bilim ve İki Bilim Kadını…
Murat ŞENEL
 
 

“Tarih, korku veya cehaletle ya da güç tutkusuylatamamıyla bize ait ölçülemez değerleri yok edeninsanlarla doludur. Bunun tekrarlanmasına izinvermemeliyiz” (Carl Sagan1934-1996).

 

Bu haftaki yazı dizimize Carl Sagan’ın bu sözü ile başlamak istedim. İnsanlık tarihinde bazı bilim insanları vardır ki hayatları ve çalışmaları dramatik sonlarla kesintiye uğratılmış, hak ettikleri itibarları ise bu değerleri kaybettikten çok sonraları iade edilmiştir.

 

İki bilim kadınının yaşadıkları zaman diliminde, aralarında yaklaşık 16 asırlık zaman farkı olsa dahi aynı bağnaz zihniyet tarafından nasıl devre dışı bırakıldıklarını ve yok sayılmaya çalışıldıklarını ibretle hatırlatmak istedim.

 

Bir çok araştırmacıya esin kaynağı olan iki bilim kadınının hayat öykülerine dair makaleleri taramak suretiyle bir mukayese düzlemi sağlamayı ve bir farkındalık yaratmayı amaçladım. Umarım sizlerin bilim kadını olmayı amaçlayan kız evlatları, genç kadın araştırmacılarımız olumsuz bu örneklere rağmen ışık olup ülkemizi, coğrafyamızı ve dünyayı aydınlatma ülkülerinden vaz geçmezler.

 

BÖLÜM I

İSKENDERİYE’Lİ HYPATİA (MS 370-413)

Birkaç yıl önce bir film izlemiştim. Agora adlı bu film 2009 yapımıydı. Bol ödüllü bir yönetmen olan AlejandroAmenábar’ın önemli yapımlarından biriydi.

 

Usta yönetmen MS 370-413 tarihleri arasında yaşamış Ortadoğu coğrafyasının en sert dini çatışmalarının ortasında kısacık ömrüne (43 yıl) bir çok eser, bilimsel keşif ve kitap sığdırmayı başarmış bir bilim kadınının trajik hayat hikayesini birebir yaşatarak anlatmaktadır.

 

Antik Çağda yaşamış en önemli kadın filozoflarındandır ve MS 370 yılında o dönemin en önemli bilim ve ticaret merkezlerinden olan İskenderiye’de doğmuştur. İskenderiye kenti, Makedonya kralı (ve Aristo’nun öğrencisi) Büyük İskender tarafından kurulmuştur. İskender’in ölümünden (M.Ö. 323) sonra, kralın en güvendiği generalPtolemaios ve ailesi tarafından yönetilmiş, bu dönemde büyük bir üniversite ve kitaplık kurulmuştur. Çağının en önemli bilim merkezi haline gelmiştir.

 

İskenderiye kentinde Mısırlı, Yunanlı vb pek çok ülke vatandaşı yanı sıra yaygın dinler olan Yahudiler ve yeni yayılım gösteren Hristiyanlar da burada barış ortamında yaşamaktaydılar. İşte böylesine önemli bir bilim merkezinde babası Theon, İskenderiye Üniversitesi’nde (M.S.325 tarihine dikkatinizi çekmek isterim) matematik dersleri veren önemli bir öğretmendi. Sonraki tarihlerde de üniversitenin rektörü oldu. Theon meraklı bulduğu kızının bilimsel ve sosyal yönden mükemmel bir şekilde yetişmesini istedi. Anılarında Hypatia babası Theon’dan öğrendiklerini ve gelişimini şöyle tarif eder;

 

“Masallar masal diye, efsaneler efsane diye anlatılmalıdır. Boşinançları gerçek diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. Çocuk aklı bunları kabul eder ve çocuk yanlış şeylere inanır. Bu yanlış inançlardan arınmak çok zor olur, uzun yıllar alır. İnsanlar boşinançlara bir gerçekmiş gibi inanıp uğruna dövüşürler. Hatta boşinançlar uğruna daha fazla dövüşürler, çünkü boşinanç öylesine elle tutulmazdır ki çürütülmesi nerdeyse olanaksızdır.”

 

Hypatiagençlik yıllarında dünyayı dolaşmak üzere İskenderiye’den ayrılır. Bu sürecin ne kadar sürdüğü bilinmemekle beraber Roma’ya ve Atina’ya gittiği bilinmektedir. Geri döndüğünde üniversitede matematik ve felsefe okutmuştur. Çağdaşı tarihçi Sokrat, Hypatia’nınokulunun ve evinin günün her saatinde öğrencileriyle, çağın bilgin ve düşünürleriyle dolup taştığını ifade eder.

 

Oldukça alımlı olan bu kadın kendisine yapılan evlenme tekliflerini “ben gerçekle evliyim” diyerek geri çevirmiştir.

 

Hypatia’nın görev yaptığı okul yeniEflatuncular denilen bir akımın sıkı takipçisiydi. Okulun bilimsel düşünme yöntemleri Hıristiyanların dogmatik ve bağnaz düşünceleriyle çelişmekteydi.

 

M.S. 412 yılında, İskenderiyepatrikhanesinin başına Kiril adında bir adam atanmıştı. Kiril bilimsellikten ve özgür düşünceden uzak inzivaya çekilmiş, günlerini çöllerde oruç tutup dua ederek geçiren bağnaz ve sofu bir Hristiyan olarak bilinmekteydi.

 

Oldukça iyi bir konuşmacıydı ve toplulukları cehaletlerinden istifade ederek etkilemesi ve yönlendirmesi ile tanınıyordu. Yanında o dönemlerin fakir ve ezilmiş Hristiyan topluluklarına yardım amaçlı kurulan ama sonrasında tam bir çete davranışı gösterecek cahil Parabolani denen kalabalık bir gruba hükmetmekteydi.

 

Gücü ele alan ve dini motifleri çok iyi kullanan Kiril Roma’da yaygın bir din olan paganlara saldırıp bertaraf ettikten sonra Yahudi toplumuna da saldırmaya başlayıp çok sayıda insanın katline sebep olmuştur. Roma ise bu katliamlar ve karmaşadan rahatsız olup Mısır Vilayetine Orestes adında aydın ve bilimsel aydınlanmaya inanan bir müfettiş görevlendirir. Orestes kısa sürede Hypatia ve okuluna saygı duyarak sahip çıkacaktır.

 

Ancak bağnaz ve azgın kitleleri elinde tutan Kiril hakkında raporlar düzenleyerek Roma’ya şikayet eden Orestes’i Hristiyan rahipleri kışkırtmak suretiyle öldürtmek ister. Daha sonra dinsizlikle suçladığı Hypatia’nın ölüm emrini verir.

 

Çağının çok ilerisinde matematik, felsefe, astronomi ve astroloji vb pek çok dalda eserler veren, yüzlerce öğrenci yetiştirerek insanlık tarihinin gelişmesine katkı koyan Hypatia ne yazık ki Kiril adlı yobaz bir din adamı ve iktidar düşkünü bir ruh hastasının yönlendirdiği Parabolaniler tarafında okulunun önünde tutuklanır ve sırf Hristiyan olmadığı gerekçesiyle pagan olmakla suçlanır, aşağılanarak türlü işkencelere maruz bırakılır, canlı canlı derisi yüzülür, vücudu midye kabukları ile parçalara ayrılarak ateşe atılır ve yok edilir.

 

Orestes elbette sorumluları tutuklatır, yargılatır ama Kiril’in siyasi ve dini gücünden korkan yargı mensuplarınca başta Kiril olmak üzere tüm sorumlular serbest bırakılır. Hypatia’nın uzun bir yolculuğa çıktığı ve asla öldürülmediği savunulur. Ama tarih böyle yazmamaktadır.

 

Keşif ve denemeleri ile kadın araştırmacılara ilham veren, bilim tarihine adını yazdıran, ancak kadını değersiz bir varlık yerine koyan bağnaz düşünce nedeniyle feci şekilde katledilen filozof Hypatia’nın itibarının teslim edilmesi dahi ayni gerekçelerle yüzyıllar sürmüştür. Hypatiave bilim hayatı üzerineilk araştırma yazısı, ilk makale 1689 yılında yazılabilmiştir.

 

Böylesine özel bir insanın yobaz ve güce tapan bir insan tarafından öldürülmeyip çalışmalarına devam ettiği bir dünyayı hayal edebilir misiniz?İlk bölümde Hypatia’yı tanıtabildim sanırım. Yazıma konu olacak diğer kıymetli bilim kadını ise içimizden biriydi. Merak ettiniz ise bu değerli insanımızı da ikinci bölümde tanıyalım isterseniz.

 
Etiketler: Bağnazlık,, Bilim, ve, İki, Bilim, Kadını…,
Yorumlar
Haber Yazılımı