Yazı Detayı
26 Ağustos 2019 - Pazartesi 08:21
 
Düşük Profil Mi? Düşük Promil Mi?
Murat ŞENEL
 
 

Sevgili dostlar bu hafta sonu bir parça daha keyifli konulara girelim istedim. Geçenlerde bir dost meclisinde gündem değerlendirilirken konu dönüp dolaşıp düşük profil konusuna gelmiş.

 

Profil kelimesinin TDK (Türk Dil Kurumu) sözlüğünde karşılığına bakalım isterseniz.

 

Profil Fransızca kökenli bir kelimedir. 1. Yandan görünüş. 2. İnsanın yüzünün yandan görünüşü 3. Bir kişi veya eşya için ayırt edici özelliklerin bütünü. 4. Tutum veya eğilim. 5. Matematikte Yanay (Profil doğrusu. Profil düzlemi.)

 

İngilizce kullanımda ise; 6. Bir kişiye ya da bir kümeye uygulanmış olan birtakım testlerden elde edilen sonuçların çizgesel olarak görünümü. 7. Gözlemlenen ve ölçülen bir özellik ya da niceliğin durumunu ya da değişimini gösteren şema anlamlarında da kullanılmaktadır.

 

Tabi serde mühendislik olunca profil dendiğinde; 8. Soğuk şekillendirilerek kaynak dikişi ile birleştirilmiş çelik borulardan üretilen kare veya dikdörtgen kesitli eleman anlamı da vardır.

 

Profilin yetersizliği kavramı ise ülkemizde Ahmet DAVUTOĞLU’nun başbakanlık görevinden alınması sonrasında gündeme gelmiş ve bambaşka bir anlam kazanmıştır. Yetersiz, yetkinliği olmayan, sıradan anlamlarına geldiği gibi aslında pek çok işi başarmış ama ön plana çıkamamış veya çıkmamış şahsiyetleri de ifade eden bir kavramdır.

 

Sosyologlar için profil kavramı daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirilir. Bir İnsanın profili davranışları, düşünce biçimleri ve kişiliğinin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkan ve düzenli çalışan üç mekanizmadan oluşmaktadır.  Akıl, Vicdan ve İrade.

 

İlk kavram akıldır. Akıl mantığımızın, inançlarımızın, düşüncelerimizin ve davranışlarımızın diğer insan ve canlılarla olan ilişkilerini düzenleyen beynimizin ürettiği veri analizi yeteneğidir. 

 

İkinci kavram vicdandır. Vicdan ise yetiştiğimiz çevreye, aile yapımıza, yaşadıklarımıza bağlı olarak beynimizle sürekli irtibat halinde, günlük etkileşimleri analiz ederek hafızasında çoğu zaman da DNA’sında yazılı kayıtları analiz ederek değerlendiren insanı, doğru veya yanlış yönde hareket ettirebilen bir mekanizmadır.  

 

Üçüncü kavram ise iradedir. İrade ilk iki kavram mekanizmasının tek tek veya ortak değerlendirmelerine göre insanın hareket etmesini sağlayan bilinç durumudur.

 

Sonuç olarak insani faaliyetler aslında akıl, vicdan ve irade üçlüsünün süzme ve değerlendirme yeteneğine bağlı olarak gelişir. Burada önemli olan köklerimizden veya DNA’mızdan gelen atalarımıza ait kazıntılardan-kalıntılardan ziyade eğitim, içinde bulunulan toplumsal yapı, sosyalleşme kapasitemize bağlı olarak beynimizin verdiği anlık tepkilerle değil bu talimatların dışında özgürce kararlar oluşturan bağımsız bir mekanizmayı çalıştırabilirsek sağlıklı bir fert olmayı başarırız.

 

Aksi takdirde gerek aldıkları eğitim, gerek yaşadıkları-yetiştikleri aile, halen bulundukları sosyal yapılar yeterli donanıma sahip değilse ve kişinin iradesinin bağımsızlık kazanmasına imkan vermeyecek denli kapalı ise sıkıntılar başlar.

 

İnsan beyni hatalı da olsa yaptığı eylemlerini ve yapılan yanlışları ve kötülükleri vicdanlarının kabul edebileceği formlara kolaylıkla sokabilmektedir. Yani kısıtlı sosyal ortamlarda yetişen, aile yapısı kapalı ve gelişime açık olmayan bireyler vicdanlarına yükledikleri beyaz yalanlar gibi, bilinçlerine de akladıkları yüzlerce-binlerce hatalı verileri eklemişlerdir.Sonuç olarak İradeniz aslında beyninizin ve vicdanınızın ortak uyumu sonucu sağlıklı bir hale gelir. Beynimizdeki DNA’nızdan gelen bilgiler, aileden alınan ve gözlemlere dayalı davranış biçimleri, çocukluktan bugüne yaşanılan sosyal topluluklardan edinilen inançlar, ilkeler veya ilkesizlikler, konulan hedefler vb. veriler vicdanınıza gönderilerek orada sentezlenir. Burada alınan anlık kararlar yine önceki kazanım ve kapasitenize bağlı olarak aklanır veya elenerek bir sonuca ulaştırılır. İşte tüm bu analizlerin sonucuna bağlı olarak günlük yaşama, aile ve sosyal çevre ilişkilerinize aktardığınız eylemler sizin iradenizdir. Tam anlamıyla sizi siz yapan sonuçlardır.

 

Vicdanınız eğer beyinden gelen kararları analiz etme yeteneğine sahip değil ise bağımsızlığını kazanacak bir işleyişe kavuşmamıştır. Ne yazık ki bu durumda vicdan beyinde üretilen akıl, inanç vb. düşünce biçimleri tarafından istendiği gibi yönlendirebilmekte ve yapılan hatalar, yanlışlar, kötülükler vicdanınızın kabul edebileceği formlara sokulabilmektedir.

 

Böylesi hallerde vicdanınız, kendisine öncesinde verdiğiniz hatalı, kısıtlı ve görsel yanlışlarla dolu veri ve talimatlara göre hareket etmeye zorlanacaktır. Aslında karşınızdaki insanların profilinin yeterli ve yetersiz olduğuna karar verdiğiniz kıyas çizgisi, sizin hayatınızın, akıl, vicdan ve iradenizin seviyesi olacaktır.

 

Hazır gelen ve kolaylıkla elde edilen bilgiler yerine sosyal ortamları çeşitlendirmek, değişiklikler yapmak, aileniz dışında sosyalleşmek, okumak ve seyahat etmek, farklı kültürler ile tanışmak, rahatlıktan çıkıp yeni sorunlar ve insanlarla baş etmek için çabalamak insanları dinç tutar ve bulunduğunuz ortamda/mevkide saha sağlıklı kararlar veren irade sahibi olmanızı sağlar. Tıpkı Japonların köpekbalığı yönteminde olduğu gibi.

 

Yaşadığımız sorunlarla boğuşmanın, sosyal çevreyi geliştirmenin, kabuklarınızı kırmanın bizleri ne kadar dinç tuttuğunu, güçlü kıldığını ve irademizin nasıl kuvvetlendiğini gösteren güzel bir örnek olarak Japon balıkçıların köpekbalığı yöntemini anlatalım.

 

Japonlar bir ada toplumu olarak taze balığı her zaman çok severlermiş. Fakat Japonya sahillerinde, bol balık az bulunduğundan, balıkçılar nüfusu doyurabilmek için daha büyük teknelerle okyanusa açılmaya başlamışlar. Başlangıçta balık tutmak için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha uzun zaman almaya başlamış. Dönüş bir iki günden daha fazla uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktaymış. Japonlar, tazeliği kaybolmuş balığın farkını anlayıp lezzetini hiç sevmemişler. Bu problemi çözebilmek için balıkçılar, teknelerine soğuk hava deposu yaptırmışlar. Böylece istedikleri kadar uzağa gidebilip tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabilmişler. Ancak Japon halkı, bu defa da taze balıkla donmuş balığın lezzet farkını ayırt etmiş ve bu balıklara çok para ödemek istememişler. Bunun üzerine, balıkçılar çareyi teknelerine balık akvaryumu yaptırmakta bulmuşlar. Japon halkı bu defa da canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzetinde bir farklılık hmişler. Hareketsiz, uyuşmuş bir durumda günlerce yol giden balığın, canlı, diri ve hareketli balığa göre lezzeti çok farklıymış. Sonunda Japonlar taze ve lezzetli balığı sofralara getirebilecekleri bambaşka bir yol bulmuşlar.

 

Balıkları yine teknedeki akvaryumlarında tutarken içlerine küçük birer köpekbalığı atmışlar. Böylece balıkların bir kısmı köpekbalığı tarafından yutulmasına rağmen geride kalanlar son derece taze kalabilmiş. Kim derdi ki köpek balığı bu kadar faydalı olsun. Kim derdi ki; sıkıntılarımız, karşılaştığımız güçlükler aslında düşünüldüğünün aksine bizi güçlendiriyor. Hayatımızı daha renkli, daha hareketli yapıyor ve başarıya ulaştırıyor.

 

Hayat bazen sizin gelişiminize pozitif katkılar koyacak şekilde köpek balığı rolü üstlenen düşük veya yüksek profilli insanları karşınıza çıkartabilir. Bence evrenin ve hayatınızın bu ikramını sırf bulunduğunuz konumlardaki karar vericiliğinize sıkı sıkıya sarılmak arzusuyla sırt çevirmeyin. Köpek balığının yuttuğu değil canlı tuttuğu balıklar konumunda olmak gerçek anlamda iradenizin güçlenmesi anlamına gelir.

 

Bu nedenle hayatınızda her zaman yüksek profilli insanlar bulmak isterseniz öncelikle kendi akıl, vicdan ve iradenize bağlı olarak çizeceğiniz seviye çizginizi yükseltin. Ama bunu yaparken etrafınızda yüksek promilli arkadaşlarınızı da ihmal etmeyin. Çünkü hemen herkesin bir varoluş nedeni vardır, sizinle yolu kesişen insanların size ne kattığı veya sizden neleri aldığı, kısaca sizi siz yapan etkileri bir kez daha düşünün. Sözün özü iradenizin seviyesini yükseltecek ortamlarda bulunun, bu bağlamda kabuğunuzu yırtın ve çıkın, yeni maceralara, sosyal ortamlara akın, köpek balıklarıyla dolu havuzlara atlayın, ama asla yutulan değil mücadele eden ve sağlıkla kalan kısımda yer alın. 

 

Bazı okurların şu soruyu sorduğunu duyar gibiyim. Ama eninde sonunda birilerine yemek olacak o balıklar? O zaman sağlıklı balığı, canlı balığı yemek için nasıl Japonlar daha yüksek bedel ödemek zorunda kalmışlardır, sizi de yemeyi düşünenler yüklüce bir bedel ödemek zorunda kalsınlar, ama siz hep sağlıcakla kalın.

 
Etiketler: Düşük, Profil, Mi?, Düşük, Promil, Mi?,
Yorumlar
Haber Yazılımı