Yazı Detayı
05 Şubat 2020 - Çarşamba 08:37
 
KUKLALAR ve KUKLACILAR
Murat ŞENEL
 
 

Sevgili dostlar yıllar önce bir blok yazı okumuştum, Hitler ile ilgili başlayıp giden bir yazı idi. Okuyup bir kenara konulası bir yazı olarak aklımda kalmıştı. Ama ne hikmetse arşivlemeyi de ihmal etmemişim. İyi de olmuş. Son günlerde yaşanan olayları gördükçe yazıyı hatırlayıp tekrar tekrar okuma ihtiyacı htim.

 

Yazı dünyanın başına İkinci Dünya Savaşı belasını saran Hitler adlı ezik bir gençlik yaşamış, koyu Katolik bir aileden geldiği için yaşadığı ülkede Protestanlar tarafından aşağılanmış, sonuçta kendine yapılanlar onda kin, nefret ve dengesiz bir ruh yaratmıştır kişiye dairdi.

 

Hitler, iktidara seçimle gelip sonrasında Führer olarak tüm yetkileri kendisinde toplamış, Alman sanayicileri, iş adamları ve burjuva ailelerin desteği ile 32 sene Almanya’yı yönetmiş, tüm dünyayı Allaha insansız teslim etmeyi kafaya koymuş, ari ırk heveslisi bir ruh haliyle ülkesini savaşa sokmuş ve yok oluş seviyesine kadar getirdikten sonra intihar etmiştir.

 

1945 yılında intihar ettiğinde geride yıkılmış bir ülke, soykırımla anılacak bir millet ve milyonlarca ceset bırakmıştır. Alman halkının içinde hala onu sevenler vardır ki Solingen kentinde masum vatandaşlarımızı yakanlar aynı kökten beslenmekteydiler…

 

2015 yılında bir film yapıldı ve çok büyük gürültüler koparttı. Belki ülkemizde karşılık bulmadı, pek de izlenmedi ama benim son yıllarda büyük bir keyifle izlediğim bir filmdir. Bak Kim Döndü? Yani orijinal adı ile “Er ist wieder da”.

 

Alman siyasi tarihinin 1 numaralı ismi olan Adolf Hitler 2015 Almanya'sında intihar ettiği sığınağın hemen yakınında, kendini yeniden hayatta bulursa ne olur? Hem de orijinal kıyafetleriyle ve intihar ettiği yaşta, aynı ruh haliyle geri gelse neler yaşanırdı? Alman medyası onu ilgi çekici bulur, bir kısım Almanlar ise komik. Ama Hitler, toplum hakkında ciddi gözlemler yapar ve tekrar harekete geçer. Kuklacı yine görevinin başındadır, ama bunca ızdıraba rağmen kuklalar dünden hazırdır…

 

Çocukların büyükleri takmadığı, herkesin cep telefonları ile dolaştığı, kısacası artık diktatörlüğün geçmediği (?) bu dünyada Hitler’in işi hiç de kolay olmayacaktır diye düşünenler benim gibi yanıldıklarını filmin sonunda bir tokat gibi yüzlerinde hissedeceklerdir.

 

Aslında Hitler kuklacı ve Alman halkı kukla iken tarihi iyi okuyanlar yanıldığımızı ifade etmekteler. Onlara göre kuklacı Vatikan’dır. Yazımızın başında dedik ya, Hitler katı bir Katolik geleneğinden gelmekte ve Almanya Protestan mezhebinin yaygın olduğu hatta ana vatanı bir ülke. İşte tam da burada gerçek kuklacı ipleri elinde alır, kukla artık Hitlerdir, seyirci ise bu oyundan zevk alan, sonucunda büyük acılar çekecek Alman halkıdır.

 

2002 yılı sonunda piyasaya sürülen Almanya, Fransa, Romanya ve ABD yapımı Amen adlı filmde, bunun en belirgin ve gerçek hayattan alınmış hatıralarla bezenmiş öyküsünü görebilirsiniz. Film biri gerçek hayattan (SS subayı Gerstein), öbürü kurmaca (Cizvit papazı Vatikanlı Riccardo) iki karakter üzerine kurulmuştur. Hem koyu bir Hristiyan, hem de bir SS subayı olan Gerstein sözde fabrika atıklarının arıtımı için orduya temin ettiği Zyklon B gazının, Doğu Avrupa sınırındaki kamplarda toplu katliamlar için kullanıldığını öğrenir. Koyu Hıristiyan yanı onu harekete geçirir, ama içinde olduğu belli bir kafa yapısını temsil eden üniforma, Gerstein’in önünü tıkar. Yönetmen Costa Gavras’ın filme kattığı karakter papaz Riccardo ona yardım etmeye çalıştığında kendi üstündeki üniformanın da başka açmazlar getirdiğini fark edecektir. Ama olan binlerce masum insana ve koca bir dünya savaşının getirdiği yıkımla karşılaşan ülkelere olacaktır. Kuklacı ise gösteri bittiğinde kalan bir avuç seyirciyi selamlayarak yeni gösteriler hazırlamak üzere evine çekilecek, yeni kukla karakterler yaratmaya çalışacaktır.

 

Kuklanın tarihine baktığımızda öncelikle tahta kullanılmıştır. Şimdiler gelişen malzeme sanayisi sayesinde poliüretandan beze kadar pek çok malzemeden yapılırlar. Bazıları iplerle kontrol edilir bazıları da ele geçirilerek, ele takılarak oynatılır.

 

Biz sahnenin arkasındaki kuklacıyı asla göremeyiz, ruh halini, emellerini ve senaryonun içeriğini de, sonunu da başlangıçta yani perde açıldığında göremeyiz, anlayamayız. Oyun sahnelenmeye başladıkça alternatif düşüncelerle sonuca yönelik bir takım kurgular sunabiliriz.

 

Dedik ya bazen kuklacı kuklanın iplerini karıştırabilir, o zaman hemen kukla sahneden alınır ince bir ayar çekilir, gösteride yazılı bir metin olmasına gerek duyulmadığından, bu sorunlu kısım doğaçlama geçilir ki kuklacının ustalığı da burada gizlidir.

 

İpler düzeltilir, kuklaya ayar verilir ve hooop yeniden sahneye çıkarılır. Kukla kerameti kendinde arasa da, oyunun senaryosunda başrollerde olduğunu düşünse de aslında işlevini yitiren, cazibesini kaybeden pek çok kukla ile sahne gerisinde dinlendirileceğini asla tahmin edemez. Çünkü ne beyni vardır, ne duyguları. Ne de ipleri kendi elindedir, maharet kuklacıdadır. Dedik ya tarihin arka bahçesinde pek çok kukla vardır bir kenara atılmış geri dönüşüme gideceği günü bekleyen.

 

Oyunun zevkine dalan izleyici bir detayı daha kaçırabilir, birinci derecede oyunu organize eden kuklacı da kukla olabilir. Yani onun da ipleri daha yukarıda gizlenmiş bir üst akılın elindedir. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın ana oyun kurucuyu ve kurgulayıcıyı asla göremezsiniz. Seyirci o esnada oyunun içine dalmış, ustaca hazırlanmış senaryoya inandırılmış, kuklaların sözlerine, kıyafetlerine ve oyunda rol alan diğer kuklaların güzelliğine, verdikleri masalsı sözlere çoktan kanmış, bir nevi hipnoz halindedirler.

 

İnsanoğlu doğası gereği kuklaları çok sever, yeni sahne olarak önümüze konulan TV ekranından sabah akşam onları seyreder ve çoğu zaman hayranlık uyandıran senaryoların içinde kaybolur, olasılıkları ve işin özünü de göremez hale gelir. Bir süre sonra kuklacının başrol verdiği kuklalar rol model olur, seyirci onlar gibi görünmeye ve davranmaya başlar.   

 

Kuklacı bu durumdan çok memnundur, o reytingleri izler, halkı analiz eder, ana senaryoya onu hiçbir sorun ile karşılaştırmadan getirecek ufak değişiklikleri hazırlar. Oyunun sonunda bazı izleyiciler uyanmaya, etrafını da uyandırmaya çalışır ama kuklacı ana karakteri konuşturur. Hainler, bölücüler, işbirlikçileri, dinsizler gibi ayrıştırıcı kelimelerle dolu suçlamalar birden devreye girer, uyananlar ya gösteriden homurdana homurdana çıkarlar yahut seslerini kesip oyunun bitmesini beklemek zorunda kalırlar.

 

Sonuç itibarıyla ister itiraz etsinler ister çoğunluğa uyup izlesinler, oyunu yönetecek kuklacının seyirci sıralarında oturan ipsiz kuklaları haline gelirler. Oyunu terk edip çıkanlar ise biz size demiştik klasik cümlesi ile ortada gezinir dururlar.

 

Ne diyelim gökten üç elma düşmüş, biri kuklacıya, diğeri başrolde oynayan kuklaya (ki o elma da kuklacıya gider), diğeri… İsterseniz o elmanın düştüğü yeri sonra yazalım. Ara sıra etrafınıza dikkat edin, kuklaların sayısı çok arttı, iplere takılmayın, farkında olmadan sizi de kukla yerine koyup iplerden kurtulana kadar oynatmaya başlarlar.

 

Kalın sağlıcakla.

 
Etiketler: KUKLALAR, ve, KUKLACILAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı