Yazı Detayı
13 Ocak 2020 - Pazartesi 08:19
 
Umut İle Sevda İle...
Gamze Sırmalı KARABULUT
gazme@samsunetikhaber.com
 
 

Nerde mücadele eden, savaşan, pes etmeyen bir kalp görsem bir tomurcuk filizlenir ruhumun derinliklerinde.

 

İnsanları severim evet, –e rağmenlerle yaşamayı öğrenen insanları bir ayrı severim. Çünkü bu yaşına getiren seni  “–e rağmen” kazandığın tüm güzellikler değilmiydi?

 

Sen sen olduğunda her şey yolundamıydı? Hayata baktığın pencerelerin hep günlük güneşlikmiydi? O kapkaranlık perdelerini açtığında karşılaştığın manzara; şu hep karşına çıkan fotoğraflardaki gibimiydi?

 

Yemyeşil orman içinde, pırıl pırıl suyun aktığı bir manzarayı sıcacık sobanın başında izlemiyordun belki.

 

Dünyaya mis gibi pamuklar içinde gelmedin ve sana sunulan hiçbir şey öyle masallarda anlatılan gibi değildi. “Çocukluğumdan beri yüzüm gülmedi” demişti 20 yaşında bir genç. Hala çocuk sayılabilecek bir yaşta bunu söyletecek ne yaşamıştı iç dünyasında. “Ben bu dünyaya mutsuz olmaya gelmişim” demişti. 9 yaşındaki minicik yüreğine sarıldığım çocuk. Bu cümlenin öğrenilmiş bir cümle olmasını temenni ettim yüreğimdeki tüm ağırlığıyla.

 

Yaşadığımız hayat bizim seçimimiz mi? Tercih ettiğimiz hayatı mı yaşıyoruz? Pencerenin dışından baktığımız hayatlar ne kadar güzel ve özendirici değil mi?

 

Gerçekte öyle mi peki?

 

Başkasının özendiği hayatı yaşarken kendi iç dünyasını şöyle tanımlamıştı güzel kalpli adam “Dışımız günlük güneşlikken içimiz hüzünlü bir sonbahar. Yüzümüzde tatlı bir tebessüm içimizde hüzünlü bir çocuk barındırıyoruz. Kendimizi fırtınalar içinde kalmış, sırılsıklam olmuşuz dur durak bilmeyen yağmurlardan, devasa dalgalarla boğuşmaktan yorulmuş gibi hissediyoruz.”

 

Kimse yaşadığı hayattan hoşnut değil.

 

Düşünün sihirli değneğiyle bir peri geldi ve “Dile ne dilersen, değiştirmek istediğin ne varsa söyleyebilirsin” dedi.

 

Hangimiz “Hayatımdan gayet memnunum?” der ve bu talebi reddederiz?

 

Yok denecek kadar azdır geri çevirecek. Peki yaşamın sonsuz vericiliğinden senin payına ne düştü? Herkese bonkör davranırken sana neden bu kadar cimri olduğunu düşünmeye başlamış olabilirsin.

 

Bebekliğinden itibaren, annen ve baban tarafından ihmal edilmiş, çocukken hiç oyuncağın olmadığı için kendini şanssız hmiş, ergenken değişen sesinden ve aldığın kilondan rahatsız olmuş, iyi bir üniversite kazanamadığın için elinde olan imkanlardan isyan etmiş olabilirsin.

 

Belki komşunun oğlu kadar iyi bir iş bulamamış ve o beceriksiz diye nitelendirdiğin kız senden daha zengin bir adamla evlendiği için hayata kahretmiş olabilirsin. Zihnin sana oyun oynayıp sürekli haksızlığa uğradığını hatırlatıp duruyor da olabilir.

 

Peki sen ne yaptın tüm  bunlar için? Hayıflanmak ve hayata küsmek dışında bir şey yapabildin mi?

 

Ne olursa olsun yaşam koşulları bizi en zorlandığı anda dahi, pencerendeki manzara bulanık ve kötü de olsa o manzarayı iyi resmetmeyi denemelisin.

 

Maddi sıkıntıların da varsa pes etmek yerine çalışmayı denemeli, en kötü hastalığa yakalanmış da olsan umudunu yitirmemelisin, vücudunda hoşnut olmadığın bir yerinden dolayı hayata küsmek yerine kendini olduğun gibi kabul etmelisin.

 

İnsanları, hayvanları,  doğayı ve sahip olduğun her şeyi sevmelisin. En önemlisi ise kendini sevmelisin.  Mücadele etmeli ve mücadeleni sevmelisin. Gücünü sevmelisin ki daha güçlenesin.

 

Etrafında her şeyi eleştiren insanlar hep olacaktır.

 

Onlara gözlerini, kulaklarını kapatmalı eksiklerini de sevmelisin. Kısacası seni sen yapan her şeyi sevmelisin. Tüm olumsuzluklara rağmen umudunu kaybetmemelisin. Mücadeleci ruhun hep var olsun.

 

Ne demişti Ahmed Arif

 

 “Öyle yıkma kendini,
 

Öyle mahzun, öyle garip…
 

Nerede olursan ol,
 

İçerde, dışarda, derste, sırada,
 

Yürü üstüne üstüne,
 

Tükür yüzüne celladın,
 

Fırsatçının, fesatçının, hayının…
 

Dayan kitap ile
 

Dayan iş ile.
 

Tırnak ile, diş ile,
 

Umut ile, sevda ile, düş ile
 

Dayan rüsva etme beni.“

 
Etiketler: Umut, İle, Sevda, İle...,
Yorumlar
Haber Yazılımı